IŞIK VE MİMARLIK ARASINDA

Işığın, en iyi karanlığın varlığında anlaşıldığına her zaman inandım.

Bir mekân tasarlarken çoğu zaman önce formu, malzemeyi, oranı ve işlevi düşünürüz. Sonra ışık gelir; mekânı görünür kılar, vurgular, tamamlar.
Ben ise ışığın çok daha önce, tasarımın henüz başladığı anda orada olduğuna inanıyorum.
Çünkü bir mekânı yalnızca gördüğümüz şeyler oluşturmaz. Işık, gölge, malzeme, boşluk, oran ve zaman birlikte mekânın karakterini oluşturur.

Bu nedenle bizim için mimarlık ve aydınlatma birbirinden ayrı iki disiplin değildir.
Aynı mekânı anlatan iki ayrı dil değil, aynı düşüncenin iki parçasıdır.

Bir duvarın nasıl konumlandığı, hangi malzemeyle oluşturulduğu ve ışığı nasıl karşıladığı birbirinden bağımsız kararlar değildir. Bir yüzeyin dokusu, üzerine düşen ışığın yönüyle değişir. Bir boşluğun algısı, yalnızca geometrisiyle değil, ışık ve gölge arasındaki ilişkiyle de tarif edilir.

Bu yüzden tasarıma yalnızca “Bu mekân nasıl görünecek?” sorusuyla başlamıyoruz.
“Bu mekân nasıl hissedilecek?” diye soruyoruz.
Bazen bunun cevabı daha fazla ışık değildir.
Bir yüzeyi karanlıkta bırakmak olabilir. Bir malzemenin dokusunu yalnızca belli bir açıdan görünür kılmak olabilir. Bir koridoru ışıkla değil, ışığın yokluğuyla tanımlamak olabilir. Bir yapının çevresiyle kurduğu ilişkiyi, onu daha fazla aydınlatarak değil, daha az görünür kılarak güçlendirmek olabilir.

Karanlık bizim için boşluk değildir.

Karanlık, ışığın kendisini görünür kıldığı alandır.
Ve ışık da yalnızca bir aydınlatma aracı değildir.
Bir malzeme gibi davranabilir. Bir sınır oluşturabilir. Bir yön gösterebilir. Derinlik yaratabilir. Bir yüzeyin karakterini değiştirebilir. Bir mekânın ritmini belirleyebilir.
Tam da bu nedenle mimarlığı ve ışığı birbirinden ayırmadan düşünüyoruz.
Mimarlık ışığı taşır; ışık mimarlığı yeniden yorumlar.
İkisi birlikte, mekânın yalnızca nasıl göründüğünü değil, nasıl deneyimlendiğini belirler.
Belki de bizi tasarımın başından beri ilgilendiren şey tam olarak budur:
Mimariyi yalnızca bir yapı olarak değil, ışık ve karanlık, malzeme ve boşluk, görünür olan ve olmayan arasındaki ilişkiler bütünü olarak düşünmek.
Çünkü iyi tasarlanmış bir mekân yalnızca gün ışığında güzel görünmemeli.
Gece olduğunda da başka bir karakter kazanmalı.
Zaman geçtikçe değişmeli.
Yaklaştıkça başka bir şey söylemeli.
Ve bazen, hiçbir şey söylemeden de bir his bırakmalı.
Bizim için tasarım, tam bu noktada başlıyor:
Mimarlığın ışıkla, ışığın da mimarlıkla birlikte düşünülmeye başladığı yerde.

Burcu Atabay Hacıoğlu

Founder · Architect · Architectural Lighting Designer

TÜM YAZILARI