Işığın yönü, şiddeti ve rengi değiştikçe aynı doku farklı bir karakter kazanır; kimi zaman derinleşir, kimi zaman yumuşar, kimi zaman ise tamamen kaybolur.
Gölgeler girinti ve çıkıntıları belirginleştirir, yansımalar yüzeyin karakterini değiştirir. Açılı gelen ışık bir kabartmanın ritmini ortaya çıkarırken, daha yumuşak bir ışık yüzeydeki geçişleri sakinleştirir. Parlak, mat, gözenekli ya da yarı geçirgen her malzeme ışığı farklı biçimde karşılar.
Bu nedenle ışık, dokuyu yalnızca aydınlatmaz; onu tanımlar, derinleştirir ve yeniden görünür kılar. Karanlık ise bu ilişkinin diğer yarısıdır. Çünkü bir yüzeyin ne kadarını gördüğümüz kadar, ne kadarının gölgede kaldığı da mekânın algısını belirler. Öte yandan ışığın rengi de yüzey algısını etkiler. Sıcak ışık doğal tonları ve yumuşak geçişleri güçlendirirken soğuk ışık detayların daha keskin algılanmasını sağlayabilir.
Işık ve doku arasındaki ilişki, bu nedenle sonradan eklenen bir aydınlatma kararı değil; malzeme, yüzey ve mekânla birlikte düşünülen tasarımın kendisidir.


