Işık ise, mimarinin fiziksel özelliklerini görünür kılarken aynı zamanda mekânın atmosferini ve algılanma biçimini değiştirir. Aynı yüzey, farklı ışık koşullarında bambaşka bir karakter kazanabilir. Bir malzemenin dokusu belirginleşebilir, bir yüzey derinlik kazanabilir ya da gölge içinde geri çekilebilir.
Bu nedenle aydınlatma, yalnızca mekânı görünür kılma eylemi değildir. Neyin görünür olacağını, neyin geri planda kalacağını ve mekânın nasıl okunacağını belirleyen bir tasarım katmanıdır.
Mekânın fiziksel karakteri kadar, ışıkla kurduğu ilişki de kullanıcı deneyimini şekillendirir. Çünkü ışık, mimarinin sahip olduğu tüm bu fiziksel özellikleri görünür kılarken aynı zamanda mekânın atmosferini ve verdiği duyguyu da dönüştürür. Aynı mekân, farklı ışık koşullarında bambaşka hisler uyandırabilir. Malzemenin dokusunu, rengini, yüzeydeki derinliği ve gölgeleri değiştirerek mekânın algılanma biçimini yeniden kurgular.
Bu nedenle mekânsal aydınlatmayı yalnızca belirli bir ışık karakteri üzerinden tanımlamak yeterli değildir. Asıl mesele, ışığın mekânın diğer unsurlarıyla nasıl bir ilişki kurduğudur. Bir yüzeye nasıl dokunduğu, bir boşluğu nasıl tanımladığı, gölgeye ne kadar alan bıraktığı ve kullanıcıya mekânı nasıl deneyimlettiği, aydınlatma tasarımının temel kararlarını oluşturur.

